| Ülkemizde,
sergileyecek nitelikli oyun sıkıntısı çeken ve
çağdaş sorunları sahneye taşımak peşinde olan
topluluklar, özellikle de amatör kumpanyalar için,
Dario Fo ve Franca Rame’nin ürettikleri metinlerin
önemli bir çekim alanı oluşturduğu kuşku götürmez.
Ayrıca, büyük oranda kendi sahne üstü doğaçlamalarıyla
şekillenen, dolayısıyla sirk-kabare tiyatrosu
geçmişlerinin izlerini taşıyan metinlerinin, mizahi
eğilimleri güçlü kumpanyalara oyunculuk üslubunda
yeni ve zorlayıcı alanlar açtığı, tarihsel geçmişten
beslenen üsluplarının günümüzün popüler kültürüyle
Batılı halk tiyatrosu geleneğinin nitelikli bir
harmanlamasını sunduğu söylenebilir. İATP içinde
yer alan bazı toplulukların geçtiğimiz yıllarda,
Fo-Rame metinleriyle samimi bir karşılaşmayı içeren
sahnelemeleriyle gösterdikleri başarılar da bu
kanıyı güçlendirici niteliktedir. BÜO’nun “Sıradan
Bir Gün”, İTFTT’nin “Klaksonlar, Borazanlar ve
Bırtlar”, İstanbul İktisat Sahnesi’nin “Kadın
Oyunları” prodüksiyonları bu yönde örneklenebilirler.
İATG 2001’in son günü MİFTOK tarafından sahneye
konulan “Ödenmeyecek Ödemiyoruz” oyunu da amatör
tiyatrolardaki bahsettiğimiz yönelimin izlerini
taşıyor. MİFTOK’un oyun seçiminde, günümüzde yaşanan
ekonomik ve siyasi kriz ortamına dair bir şeyler
söyleme ve kadronun oyunculuk deneyimini Fo-Rame
metinlerinin zenginliğiyle güçlendirme kaygıları
ön plana çıkıyor. Diğer taraftan, şu anda bir
deneme gösterisi niteliğini taşıyan sahnelemenin
Fo-Rame metniyle girilen hesaplaşmada yaşadığı
sorunları deşifre edebilmek, hem yukarıdaki hedeflerin
ne ölçüde hayata geçirilebildiği noktasını sorgulamamız
hem de ilerideki Fo-Rame sahnelemelerine dair
öneriler geliştirebilmemiz açısından önem taşıyor.
MİFTOK’un sahnelemesinde gözlemlenebilecek ilk
sorun, metnin ağırlığı altında ezilmek diyebileceğimiz
ve yeterli bir dramaturji çalışması yapılmadığı
taktirde her topluluğun yaşayabileceği bir durumdan
kaynaklanıyor. MİFTOK belki zamansızlıktan, belki
de metni fazlasıyla sahiplenmekten kaynaklanmış
olabilecek bir tutumla, oyunu “seslendirmekle”
yetiniyor. İlk perdede kurgunun ve esprilerin
gücüyle atbaşı biçimde enerjik gelişen oyun, seslendirilmekle
yetinilse de bir tatmin edicilik sağlıyor. Nitekim,
ara verildiğinde fuayeye çıkan seyirciler arasında
dolaşan hoşnutluk bunun en açık göstergesiydi.
Ancak, kurgunun karmaşıklaştığı, yer yer oyunun
yazıldığı dönemdeki İtalya’nın siyasi ortamına
dair göndermelerle didaktikleştiği ve temponun
öncesine oranla daha gevşediği ikinci perdede
oyunu seslendirmek yetersiz kalıyor. Oyun, deneme
gösterisini izleyen seyircinin bütün iyi niyetine
rağmen, aksiyon açısından düşmekten, giderek mizaha
ters orantılı bir kasvet kazanmaktan kurtulamıyor.
Bu sorunun bertaraf edilmesi için, yaz aylarında
metin üzerinde, radikal budamaları ve gerekirse
kimi yerlerde yeniden yazımları da içeren bir
masa başı çalışmasının gerekli olduğu söylenebilir.
Oyunu bütünüyle Türkiye’ye adapte etmekten ziyade,
metindeki gönderme alanlarının daha fazla vurgulanacağı,
Dario Fo’nun doğrudan seyirciye yönelimlerinin,
yapılabilirse eğer, biraz daha “Türkiyelileştirileceği”,
oyunun ritmik düzeninin sahne üstü gaglar ve seyirci
tavlamaya dönük esprilerle değil de kurgunun yapısal
düzenlemesiyle sağlanacağı bir dramaturji çalışması,
şu haliyle bile belli bir düzeyin üstünde sayılabilecek
sahnelemenin niteliğini yükseltecektir.
Ancak, sorunların çözümünü tek başına masa üstü
çalışmasına havale etmek elbette ki yeterli değildir.
Oyunun birinci perdesinde yüksek giden temponun,
ikinci perdede yaşadığı düşüşün ardında yatan
bir diğer önemli sorun oyunculuktan kaynaklanıyor.
Oyunculuklarda gözlemlenen genel durum, özellikle
Antonia’yı oynayan oyuncunun geliştirdiği hareket
stilizasyonuna dayalı üslubun tüm kadroya yayıldığını
ortaya koyuyor. Rahat ve göstermeci bir tavırla,
el-kol jestlerini alabildiğine serbest kullanan
bu üslubun, Fo-Rame oyunculuğu için temel teşkil
edebileceği, yanlış bir yönelim noktası olmadığı
söylenebilir. Ancak bununla birlikte, bu üslubun,
uzun soluklu bir sahnelemede bütün oyuna yayılması,
bir tektipleşmeyi ve monotonlaşmayı da beraberinde
getiriyor. Kimi nüansların silikleşmesine, seyirci
takibinin zorlaşmasına, giderek yorgunlaşmasına
ve genel oyun ritminin tekdüzeleşmesine neden
oluyor. Buna ilave olarak, dağınık jest trafiğinin
sözlerin ve vokal vurgulamaların anlaşılmasını
engellediğini de belirtmek gerekiyor. Bu soruna
yönelik bir öneri oluşturmak gerekirse, oyunculuktaki
temel çıkış noktalarını kaybetmeksizin, metin
düzenlemesine paralel olarak, oyuncu yorumunda
da bedensel ve vokal çeşitliliği referans alan
ve nüansları törpülemek yerine ön plana çıkaran
bir oyunculuk çalışmasının gerekli olduğu söylenebilir.
Böylelikle, şu anda belki de daha çok sezgiyle
yakalanmış bir üslubun, metni “söylemekten”, onu
“yorumlamaya” doğru geliştirilmesi sağlanabilecektir.
Sergilemenin bir deneme gösterisi olmasından ve
MİFTOK’un önünde yeterli bir zaman olduğundan
hareketle, dramaturji ve oyunculuk çalışmasının
yanyanalığıyla şekillenecek ve oyunu baştan aşağı
yeniden işleyecek bir çalışma, “Ödenmeyecek Ödemiyoruz”
oyununun şu andaki potansiyelinden yola çıkarak,
onu kadro için değerli ve yol açıcı bir repertuar
çalışması haline dönüştürebilir.
Son olarak, yazının başında değinilen yönelimden
hareketle, İATP’li topluluklara yönelik bir Dario
Fo-Franca Rame araştırması önermek faydalı olabilir.
Çünkü, şimdiden bir klasik olmaya doğru evrilen
bu tiyatro, siyasal avangard tiyatronun son dönemdeki
en önemli mevzilerinden birini oluşturuyor. Şu
ana kadar Fo-Rame oyunları sahnelemiş toplulukların
deneyimlerinden de yola çıkan ve söz konusu tiyatroyu
salt tarihselleştirmesi içerisinde değil, olanakları
ve problemleriyle de değerlendiren bir araştırma-seminer
çalışması, hem sonraki Fo-Rame sahnelemelerine,
hem de kendi metinlerini kendileri oluşturan topluluklara
önemli bir birikim sağlayabilir. Olanaklar ölçüsünde
EAK içinde organize edilebilecek, ya da ÜTP topluluklarına
EAK desteğiyle önerilebilecek böylesi bir çalışma,
MİFTOK’un yukarıda ana hatlarıyla değindiğimiz
sorunlarının çözümüne de yardımcı olabilecektir.
|