| İstanbul İktisat
Sahnesi’nin 2000-2001 sezonunda hazırladığı ve
sunduğu “Kral Ölüyor” topluluk tarihi açısından
çok önemli bir dönemeç olarak kabul edilebilir.
Bir önceki sezonda birçok üniversite topluluğunun
yaşadığı rutin sorun orada da ortaya çıkmıştı:
Belli bir gelişmeyi/olgunluğu yakalayan tiyatro
kadrosu mezuniyetin gelip çatmasıyla dağılmış
ve deneyim bakımından henüz yolun başında olan
öğrenciler neredeyse sıfıra yakın bir noktadan
yeniden yapılanma arayışına girmek durumunda kalmışlardı.
Bu durumda genelde bir ya da iki yıllık kriz dönemine
girilir, hatta topluluğun fiili olarak tarihe
gömülme tehlikesi bile ortaya çıkabilir. İstanbul
İktisat Sahnesi’nin son on yılına bakıldığında,
belli sürelerin sonunda kırılmaların ve belki
dağılma tehlikesinin yaşandığı, ama ardından yeni
bir kadronun şekillendiği görülmektedir. Bu defa
olan da budur denilebilir. Fakat, önemli bir farklılığa
dikkat çekmek gerekiyor. Mezun tiyatroculardan
Emrah Yaralı’nın öğrenci tiyatrocularla ilişkisini
sürdürmesi, bilgi ve deneyimini yeni kuşak İİS’li
tiyatrocuların hizmetine sunması yeni bir yapılanmanın
daha hızlı şekillenmesini getirdi.
Bu noktada İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu
bünyesinde yapılan bazı tartışma ve değerlendirmelerin
etkisinden de söz etmek gerekiyor. İATP’nin üniversite
tiyatroları bölgesinde (ÜTP) kalıcı tartışma temalarından
biri de üniversite tiyatrolarının süreklilik arz
eden yapılara nasıl kavuşabileceği, bazen yıllara
yayılabilen krizlerden veya yok olma tehlikesinden
nasıl kaçınabileceğidir. Bu sorunun üstesinden
gelebilmek için ortada tek bir modelin olmadığı
açıktır. Şu anda İATP bünyesinde, oturmuş görünen
üç değişik modelin varlığından söz edebiliriz:
Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları
BÜO şematik olarak yeni üye olan insanların tiyatroyla
ve kulübün yapısal işleyişiyle tanıştıkları bir
eğitim prodüksiyonunu temel alan bir çalışma tarzı
yürütmektedir. Bu prodüksiyon Tiyatro Boğaziçi’nden
mezun tiyatrocuların verdiği çalıştırıcı desteğiyle
ve en azından öğrencilik döneminde tiyatro faaliyetini
düzenli sürdüren, belli bir deneyim kazanmış bir
kadronun yönetiminde gerçekleştirilmektedir. Eğitim
prodüksiyonlarında faaliyet gösterdikten sonra
kulüpte kalmayı ve sorumluluk üstlenmeyi isteyen
öğrenciler BÜO’nun kadro yapısına eklemlenmektedir.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
Tiyatro Topluluğu
İÜTFTT “devir-teslim” diyebileceğimiz bir modelle
iş görmektedir. Mezuniyet aşamasına gelen tiyatrocular
kulüple ilişkilerini kesmekte, ama ön hazırlık
ve eğitime dayalı bir devir-teslim gerçekleştirilmesi
hedeflenmektedir. Söz konusu olan “Bizim kuşak
yapacağını yaptı, buyrun siz de istediğinizi yapın,
haydi bize eyvallah” şeklinde gerçekleşen bir
devir-teslim değildir. Çalışma prensipleri, topluluk
yönetimi ve dış ilişkiler alanında deneyimlerin
yeni kuşaklara aktarımına özen gösterilmektedir.
Topluluğun kendi kendisiyle başbaşa bırakılması
bu süreçten sonra gerçekleşmektedir. Mezun tiyatrocuların
bir şekilde dönüp topluluğa müdahil olması veya
belli sorunların üzerinden gelinmesi için pratik
çalışma yürütmesi yazılı olmayan bir yasağın konusudur.
İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür
Merkezi Sahnesi
ÖKM Sahnesi halihazırda eğitim ağırlıklı bir topluluk
yapısı görünümündedir. Danışman hoca ve mezun
tiyatrocuların eğitici misyon üstlendiği bir pratik
içindedir ve yapısal istikrarı bu değişken sağlamaktadır.
Orta veya uzun vadede mezunların oluşturduğu ve
öğrencilerle ilişkinin sürdürüleceği bir modelin
yeniden denenmesi gündeme gelebilir. Bilindiği
gibi ilk deneme başarısızlıkla sonuçlanmış ve
iki başlı bir yapı ortaya çıkmıştı. Söz konusu
model Boğaziçi Üniversitesi’ndeki tiyatro örgütlenmesine
benzemekle birlikte, danışman hocanın topluluk
içinde etkin bir eğitici misyon üstlenmesi akademik
bir bağlantıyı da (İstanbul Üniversitesi Tiyatro
Bölümü) gündeme getirmektedir.
İİS’nin istikrarlı bir yapıya kavuşmak için nasıl
bir modeli denediği, örneğin yukarıda sayılanlardan
birine benzer bir modele dahil edilip edilemeyeceği
veya daha farklı bir modeli gündeme getirip getirmeyeceği
belirsizdir. Şunun reddedilmediği kesin: Bir mezunlar
tiyatrosu oluşumuna yönelmek ve esnek bir çerçevede
İİS ile ilişkinin sürdürülmesi. Fakat yaşanan
farklı bir süreçti. Emrah Yaralı’nın yaptığı daha
çok İÜTFTT’nin yaptığının gecikmiş bir uygulamasıydı
denilebilir: Mevcut kadronun bir tiyatro prodüksiyonunun
üstesinden gelebilmesi için yol gösterici ve eğitici
bir misyon üstlenmek ve bu ilişkiyi sabitlemekten
kaçınmak. Diğer yandan, mezunlar tiyatrosu idealinin
gerçekleşmesi durumunda nasıl bir ilişki modelinin
ortaya çıkacağını şimdiden öngörmek kolay değil.
Burada, hangi modelin tercih edilmesi gerektiğine
dair bir tartışmaya girmek çok anlamlı olmaz.
Özgül koşullardan ve bu koşullarda ortaya çıkabilecek
olası durumlardan söz edebiliriz. “Biz bunu yapıyoruz
ama siz niye şunu yapıyorsunuz” türünden izafi-öznelci
tartışmalar sağırlar diyaloğundan veya didişmeden
başka bir şey getirmez.
“Kral Ölüyor” 2000-2001 sezonu itibarıyla İİS’nin
gerçek bir toparlanma içine girip girmediği hakkında
önemli bir ipucu verecekti. Oyunu seyredenler
sahne disiplini, teknik prodüksiyona ilişkin çaba,
oyunculuk açısından kadronun yakaladığı seviye,
mizansen ve dramaturji üzerine düşündüklerinde,
İİS’nin yapıcı bir çaba içinde olduğunu fark ettiler.
Güçlü bir çıkıştan rahatlıkla söz edilebilirdi.
Elbette bu olgunun önemini öncelikle İİS’nin son
bir iki yıldır yaşadığı süreci az çok bilenler
fark edecektir.
Öte yandan, ortaya çıkan yapıt
topluluğun yaşadığı tarihten soyutlandığında farklı
bir çözümleme düzeyine geçmek gerekir. Bu noktada,
gösteri pragmatizminin yaşanmak zorunda olduğu
dönem atlatıldıktan sonra, kadronun da bilincine
varabileceği birçok sorundan söz edilebilir. Burada
bir parantez açıp “İATP’de oyun eleştirisine ilişkin
nasıl bir yaklaşım temel alınmalıdır?” tartışmasına
değinmek yararlı olacaktır. Çünkü bu konuda düşülen
çeşitli tuzaklar vardır. Örneğin ticari tiyatro
ortamında yapılan eleştiriler topluluk tarihi,
kadro yapısı, sahneleme süreci gibi öğeleri gözardı
ederek bir söylem kurar. Ortada satışa sunulmuş
bir ürün vardır ve o ürün en azından belli bir
seyirci kesimini tatmin etmek zorundadır. Eleştirmen
uzman seyirci olarak sadece sonuçlarla ilgilenir
ve eğer gücü varsa (yazdığı gazete veya derginin
tiyatro sayfası okurlarını ilgilendiriyorsa) seyirci
kitlelerini yönlendirir.
Oysa İATP’de oyunlarla ilgili değerlendirmelerin
biraz önce ifade edildiği gibi çok yönlü bir çerçevede
ele alınması mümkündür. Bir platform bünyesinde
düzenli ilişki içinde olan topluluklar birbirlerine
karşı asgari bir ilgi örgütlediklerin-de gerek
topluluk yapısı ve tarihi gerekse sahneleme sürecini
içeren değer-lendirmeler yapabilirler. Elbette
bu, topluluklarla ilgili düzenli gözlem notları
tuta-rak ve söyleşiler yaparak bir arka-plan bilgisinin
oluşturulmasıyla mümkündür.
Bu yazı planlanırken İİS ile öngörüşmeler yapılması
düşünülmüştü. Fakat benim uzunca bir dönem yayıncılık
alanında yoğun bir editoryal pratik içinde bulunmam
bu planı bozdu. Burada kısaca İATG 2001 sonrası
yapılan oyun değerlendirme toplantılarında dile
getirdiğim bazı eleştiri notlarına değineceğim.
İİS’nin Ionesco’nun metnine yaklaşımında belirgin
tavır, ciddi dramaturjik müdahaleleri içermesi.
Ionesco’nun metninde ölmekte olan bir kral ve
ölmekte olan bir krallık anlatılır. Zaman ve mekân
birliği gözetilerek bir kesit aktarılır. Oyunun
süresi ile sahnede olup bitenlerin süresi aynı
olmak üzere bir çifte ölüm gerçekleşecektir. İİS’nin
gerçekleştirdiği en temel müdahale kralın ölümüyle
krallığın ölümünün birbirinden ayrılması ve artık
işi bitmiş olan kralın bir saray darbesiyle görevden
uzaklaştırılmasıdır.
Eğer yanılmıyorsak, burada absürd oyunların ortaya
koyduğu eleştiri öğelerini toplumsal gerçekçi
bir çerçeveye sokulması veya siyasal tiyatro kapsamına
alınması diyebileceğimiz bir yaklaşımla karşı
karşıyayız. Bu tip denemelere yönelen topluluklar
ya bir ekleme ya da bir dönüştürme işlemine başvururlar.
İİS’de ağır basan yaklaşımın ekleme yönünde olduğunu
fark etmek zor değildir. Bu, topluluğun iradesiyle
bilinçli olarak yapılan bir tercih miydi? Pek
öyle sayılmaz. Fakat, bir üniversite tiyatrosunda
belki aylarca sürmesi gereken bir çalışma yürütmek,
eksiklikleri sıkı bir şekilde gözden geçirmek
çoğu zaman mümkün değildir. Böylesi çalışmaların
yeterli değil ama zorunlu bir koşulu belli bir
kadro sürekliliğinin oluşturulması ve tiyatro
çalışması için okul dönemlerinin dışına taşabilen
zaman aralıklarının yaratılmasıdır. Bu koşul yaratıldığında,
tekrara düşmeyen araştırmacı-deneysel bir çalışma
atmosferi kurulabilirse, dramaturjik eğilimler
çok daha net pratik sonuçlara ulaşabilir. Nitekim
“Kral Ölüyor”da oyunun sonunda kendini belli eden
topluluk dramaturjisinin oyunun akışında yeterince
temellendirilemediği fark edilebiliyordu. Bu sorun
üzerine topluluk üyeleriyle sınırlı bir sohbet
yaptığınızda dahi peşpeşe öneriler yapılabiliyor
ve hangi noktalarda ne türden değişimlerin yapılabileceğine
ilişkin fikirler ortaya atılabiliyordu. Dramaturjik
zihin açıklığına sahneleme öncesinde ve sahneleme
sırasında kavuşulabilirse (prodüksiyon telaşından
kurtulma), kuşkusuz sorun minimum düzeye çekilecektir.
Sergilenen bir oyunun ardından yapılan zihin açıcı
eleştirel tartışmalar ise, hafızalardan silinmediği
takdirde, bir dahaki prodüksiyon için yol açıcı
olacaktır.
|