• Anasayfa
  • Hakkında
  • Topluluklar
  • Arşiv
  • Linkler
  • İletişim

İstanbul Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu - Dönem Raporu

1983 yılında kurulan İstanbul Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu (İTFTT) 18 yıllık bir geçmişe sahiptir.Topluluk, 18 yıllık geçmişi ve çalışma biçimiyle rastlantısal, tutarsız ve her yıl yeniden yıkılıp kurulan “müsamere kolu” niteliğinden sıyrılarak üniversite tiyatrosu adını haketmeye çalışmıştır.

Topluluk oyunlarını “toplu çalışmanın ulaştığı bilinç düzeyi, üyelerin teker teker sahip olduğu en üst düzey bilinçten her zaman daha ileridedir” düşüncesinden hareketle yönetmensiz toplu çalışma anlayışıyla çıkarmaktadır. Topluluğa her yıl heves, ilgi, merak “iş olsun” gibi çeşitli gerekçelerle katılan insanlar çalışma ortamının niteliğini, etkinlik ve katılımlarına göre daha gelişmiş düzeylerde (altı yıllık tıp eğitiminin sonunda) bırakarak topluluktan ayrılırlar. İlk bakışta insanların tam yararlı olabilecekleri bir aşamada ayrılmak zorunda kalmaları bir olumsuzluk gibi gözükse de bu tavır İTFTT’nin bilinçli işleyişinde çok olumlu bir niteliğe dönüşür. Böyle bir işleyişte bilgi akışının sakınımının ve topluluğa mal edilmesinin çok ayrı ve özel bir yeri vardır. Yani toplulukta ve toplulukla birlikte bilgi, görgü ve deneyim birikimini artıran bir insanın topluluktan ayrılması bir kayba dönüşmemektedir. İyi işletilmeyen bir amatör toplulukta insan akışı söz konusu olmadığı için, topluluğun bilgi birikimi kolaylıkla insanların üzerinden gerçekleşebilir. Nerdeyse kemikleşmeye başlayan parlak adlar belirir. Oysa üniversite tiyatrosunun en belirleyici özelliği hızla değişen mozaik bir yapıya sahip olması ve bilinç, araştırma ve tartışmaya “üniversiteli” niteliklerinden ötürü yakın oluşudur. Bilgi akış-saklanışı sürekli göz önünde bulunduran İTFTT’de birikimli, deneyimli üyeler, bunları toplulukla paylaşacak ve ürüne yansıtabilecek bir ortam bulurken aynı zamanda topluluğa yeni katılan üyelerin önceden belirlenmişlik ve yüksek düzey yüzünden kendilerini dışarıda hissetmeleri önlenmiş olur.

Toplulukta üyeler arasında bilgi akışı iki şekilde olur: Birincisi, her türden tartışma, seminer ve diğer söyleşiler sırasında gerçekleşen doğrudan bireyden (bireylerden) bireye (bireylere) olan bilgi akışı; ikinci ise topluluğun ulaştığı tiyatro düzeyi yoluyladır. Bu pratik düzey doğallıkla kurumsal bir temel üzerine oturmaktadır. Bu tiyatro pratiği düzeyi nitelemesi, yapılan tiyatronun niteliği ve düzeyi, çalışmanın içinde gerçekleştiği işleyişin biçimini de içermektedir. Böyle bir işleyiş ve oyun pratiği içine giren üye, yapılanların direkt olarak içerisinde yer aldığı için kendisini geliştirmiş olur.

Kendi iç işleyişinde bilgi aktarımına ve insanların eşit katılım hakkına böylesi bir dikkat gösteren İTFTT, ATÇ’nin dağılmasından sonra, topluluklar arası bilgi alışverişini ve dayanışmayı hiyerarşik olmayan bir yanyanalık esası öngören toplulukları bir araya getirmeyi hedefleyen İATP içerisinde yer almıştır.

2000-2001 sezonunda bir aylık yaz çalışmasından sonra, yeni arkadaşların gruba katılmasıyla oyun seçme sürecine girildi. Yeni sezonda önerilen oyunlar hakkında yapılan tartışmalardan sonra Oğuz Atay’ın “Oyunlarla Yaşayanlar” oyunu seçildi. Oyunu seçmemizdeki temel nedenleri şöyle sıralayabiliriz: Bir yazar ve aydın olarak Oğuz Atay’ı tanımak, yarattığı tutunamayan karakterini tartışmak ve günümüzdeki aydın profiliyle arasındaki ilişkiyi kurmak, Coşkun Ermiş’le tanışıklığımızı perçinlemek, cumhuriyet sonrası Türk aydınını değişen konjonktür içinde değerlendirmek ve aynı zamanda oyunculuk tarzı olarak geçen senelerden farklı bir şey denemekti. Daha sonrasında dramaturji çalışmalarıyla birlikte oyunla ilgili seminer planlaması yapıldı. Seminer konuları olarak “Oğuz Atay ve Aydın Olgusu”,”1923 Sonrası Türkiye’de Siyasal ve Sosyal Değişim” ve “Cumhuriyet Sonrası Türk Tiyatro Tarihi”seçildi. Bir taraftan oyunun dramaturji çalışması yapılırken, ses, vücut ve oyunculuk çalışmaları devam etti. Ocak ayı sonunda masa başı tartışmalarının bitmesiyle nisan ayının son çeyreğine kadar sürecek sahne çalışması süreci başladı. Oyunu sekiz defa kendi sahnemizde, bir defa ÖKM Tiyatro Sahnesinde, Ege ve ODTÜ Şenlikleri olmak üzere on bir defa oynadık. Oyunlardan sonra İATP içerisinde yapılan oyun değerlendirmelerinde, oyuna hiç “dokunmadığımız” ve dekorumuzun ağır olduğu yönünde eleştiriler aldık. Kendi aramızda yaptığımız değerlendirmelerde, oyunda Coşkun Ermiş’in ve Cemile’nin kesin olarak olumlanıp olumlanmadığının geçmediğine ve Coşkun Ermiş’e sempati duyulması nedeniyle Cemile’nin kötü kadın pozisyonuna düştüğüne karar verip, onun toplum içindeki pozisyonunu, temsil ettiği burjuva hayatını da göz önünde bulundurarak onu fazla olumlamadan yeniden değerlendirdik; ama Coşkun Ermiş’e sempati duymamanın bir “Oğuz Atay oyununa” yapılan bir haksızlık olacağına karar verdik. Zira üniversite öğrencileri ve öğretim üyelerinden oluşan seyircimiz içlerinde birer Coşkun Ermiş yaşattığından ona duyulacak sempatinin kırılmasının imkânsız olduğunu düşündük. Oyuna dokunmadığımız konusunda gelen eleştiriler, tüm parantez içlerine bağlı kalındığı yönündeydi. Ancak topluluğun yorumu ve vurgulamak istediği noktaları gösterebilmek için oyuna bazı müdahalelerde bulunduk ve metinde yer alan bölümler dışında bazı oyunlar ekledik. Bunun dışında bizim topluluk olarak düşündüğümüz duygu durumlarının Oğuz Atay’ınkilerle uyuştuğu yerleri değiştirme gereği duymadık. Ve son olarak dekor konusunda gelen eleştirilere gelecek olursak, dekorun bu kadar ağır olmasının teknik bir aksaklıktan kaynaklandığını belirtmek gerekir; fakat dekorun gerçekçi olması topluluğumuzun bilinçli bir tercihidir.