İstanbul Amatör Tiyatro Günleri (İATG),
İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu (İATP)
tarafından düzenlenen bir şenliktir: Platform içinde
bulunan tüm tiyatro gruplarının sahiplendiği, düzenlediği
bir şenlik. Şenliğin alternatif karakteri hiç şüphesiz
ki ilkeli, planlı ve dayanışmacı bir yapıyı hedeflemesinden
kaynaklanır. Bu da platformun bir perspektifi haiz
olduğunu gösterir. Bu haliyle şenlik salt bir sonuç
olarak ele alınamaz. Hedefleri düşünüldüğünde, şenlik,
platformun hedeflerinin hayata geçirilmiş bir pratiğinden
ibarettir.
Hal böyleyken; ilke, plan ve dayanışma arayışlarının
bir türlü dengeyi bulamaması, sorunları yaratan
ana unsur olarak görünebilir. Fakat yine de en
temel problem buradan değil, Alternatif bir Şenliğin
içeriğinin kayma tehlikesinden doğar. Hatta bu,
en genel anlamıyla muhalif, amatör, alternatif
olma/kalma sorunudur. Bu tespit İATG özelinden
yola çıkmakla beraber, salt ona endekslenemeyecek
bir yerde olduğu için, yazıyı genel bir alternatif
örgütlenme sorunu üzerinden ele almayı düşündüm.
Şenliğin amacının tanımı pek çok sebep sıralanarak
yapılabilir. Ve böylece şenliklerin nereye tekabül
ettiğini ve evrildiğini görebiliriz sanıyorum.
Ama ben yine de belli başlı olanları fazla çeşitlendirmeden
maddeleştirerek ele alacağım. Bu yöntemin indirgemeci
bir formu olduğu söylenebilir ama çeşitliliğin
fazlalığı, değinmek istediğim alanın mahiyetini
dağıtabilir endişesindeyim.
İlk olarak Şenlik ihtiyacının nereden ve nasıl
kaynaklandığına bir göz atalım.
1. Şenlik yapalım para kazanalım. Son zamanlarda
artan ve bir trend olarak piyasaya hakim olan
bir anlayış. Hedefi tamamen piyasanın kaymağını
almaya yönelik olan bu ticari anlayış, kültür
ve sanat faaliyetlerini metalaştıran bir endüstriyi
oluşturmuş durumda. Ve bu anlayışın sponsorlarla
büyük maddi gelirler getirdiği ve artık bir kalem
olarak gözüken ama sadece bundan ibaret olmayan
kültürel deformasyona da yol açan, açmasıyla bağımlılığı
anında oluşturan eşitsiz -ister istemez- bir sözleşmenin
oluşturulması ile birçok alana gidebilecek sadece
ekonomik olmayan ve bence reddedilmesi gereken
bir anlayış.
2. Dostlar alışverişte görsün
ya da şenlik de yapalım şenliklenelim yaklaşımı.
Daha çok üniversite çevresinde oluşturulan bahar
şenlikleri çerçevesinde “Tiyatro da olsun, sanatın
her faaliyetini üniversitemizde görelim” anlayışı.
ODTÜ sendromu olarak da niteleyebileceğimiz bu
hastalık daha çok okullar arası rekabet şeklinde
oluşur. Yani tiyatroya kayıtsız bakış açısı: “Olsa
da olur olmasa da, ama 'prestij' de önemli tabi.”
Bu anlayışın kimi öğrenci çevrelerinde de benimsenmesi
üzücüdür ama önemli bir çevrenin de bu şenlikleri
bir potansiyel olarak görüp çabalaması kayda değer
derecededir.
3. Gelenek oluşturma ve geleneğin
işe dönüşmesi. Bazı topluluklar belli kurumlar
dahilinde kurulurlar. Ve bu kurumlara karşı meşruiyetleri,
yaptıkları faaliyetlerle artar/azalır. Şenlik
de genel anlamda bu alana tekabül eder. Yönetime
karşı tiyatro kulübünün/kolunun gelenek oluşturma
zorunluluğu 1. Geleneksel’e kadar varan ironik
bir hale gelmiştir. Her şeye rağmen bir çok badireler
atlatmış, amacı bir zorunluluktan doğan ve belli
bir misyonu sahiplenen topluluklar, kendilerine
ait bir gelenek oluşturarak bu alandan önemli
kazanımlarla çıkmıştır. Ancak gelenek oluşturmayı
bir sonuç olarak görmek mümkün mü? Yazının devamında
tartışılacak konu da budur.
4. Birlikteliğin ve dayanışmanın
bir ürünü olan şenlik: Alternatif Şenlik. Alternatif
şenlik de kendi içinde bölümlere, şenlik yapan
arkadaşlara muhalif olma ile sisteme muhalif olma
arasında gayet açık, pek de ince olmayan bir hatla
ayrılabilir. Neyse ki sadece sisteme muhalif olgulardan
söz edeceğiz. Aslında bu son madde diğerlerinden
farklıdır. Çünkü şenlik burada bir diploma töreni/sene
sonu etkinliği gibi görülmez. Bir ihtiyaçtan doğar,
şekillenir, birliktelik ve dayanışmayla büyür;
Şenliğin yıl içerisinde hedeflenen noktaya varması
arzulanır. Yoksa “şartlar ne olursa olsun biz
bu şenliği yapalım” ya da “artık bir geleneğimiz
var ve şenliği yapmak durumundayız” gibi söylemler
artık miyadını doldurmuş ve şenliği bir iş haline
getirmiş, hiç de alternatif olmayan tercihlerdir.
Bu sıralandırmayı çoğaltmak ve her bir maddeyi
genişletmek mümkün ama asıl belirtmek istediğim
nokta ilk madde hariç, birbirinden ayrı gibi duran
diğer tüm maddelerin ne kadar birbirinin içinde/dışında
olabileceğini gösterebilmek.
Günümüzdeki belli başlı şenliklere bir bakalım:
ODTÜ Şenliği, Samsun 19 Mayıs Şenliği, Ege Şenliği,
Boğaziçi Amatör Tiyatrolar Şenliği, Gençlik Günleri,
Koç Üniversitesi Şenliği ve İATG.
Sıraladığımız bu şenliklere baktığımızda son dönemde
birbirinden farklı gibi gözüken ama birbirinden
bazı ayrıntılarla farklılaştırılmış bir tablo
ortaya çıkıyor. İşte bu tablo amacımızı ortaya
çıkaran en önemli tablo. Bunlardan ODTÜ, Boğaziçi
ve İATG’yi konjonktürel olarak ilk cesur adımlar
olarak sayabiliriz. Çünkü tabandan gelen bir ihtiyaç
doğrultusunda tiyatro şenliğini bir örgütlenme,
mücadele ve dayanışma alanı olarak tarif etmişlerdir.
Ve bunlar dönemleri itibariyle küçümsenecek olaylar
değildirler. Doğal gelişimi doğrultusunda ilerlemiş
ve giderek birer mevzi haline dönüşmüşlerdir.
Bu özellikleri onlara sağlayan unsurlardan bazılarını
sıralayabiliriz:
1.Dağılan toplulukların tekrar biraraya gelebilecekleri
mekanlar olmuşlardır.
2.Çeşitli nedenlerle kendilerine yer bulamayan
birçok topluluğa sahnelerini açmışlardır.
3.Toplulukların oluşmasına ve gelişimine destek
olmuşlardır.
4.Öğrenci kitlesine ve muhalif örgütlenmelere
bir dinamik sağlamışlardır.
Kısacası alternatif kültürün bileşenlerinden
biri haline gelmiş hatta bizzat uygulayıcılarından
olmuşlardır. Bu temeldeki örgütlenmelerin birliktelikleri
de süreklilikleri de önemlidir. Gelenekselleşme,
burada kilit bir kavramdır. Yani bir olayın temelinin,
alt yapısının olması, geçmişe, tarihe dayanması
ve belli bir düşünce zemininde hareket alanı bulması
gerekmektedir. Buna göre sürekliliğin önemli olduğunu
belirtmekle beraber herşeye rağmen bir süreklilik
hevesinin ileride yaşanabilecek sorunların bir
başlangıcı olacağını düşünüyorum. Gelenek oluşturmak
birçok grup için önemli bir tartışmadır. Herkesin
isteyebileceği kendine özgü bir çalışma ve örgütlenme
tarzı, bir okul-école yaratma isteğidir ve önemli
bir taleptir. Ve alternatif olarak görülebilir.
Çünkü topluluklar bu vasıtayla içe ve/veya dışarıya
dönük kendine özgü, aidiyetlere dayalı bir kimlik
oluşturur. Bu da topluluğun dışarıdan gelebilecek
olumsuz etkilere önlem alma özelliğini bir refleks
olarak ortaya çıkmasına neden olur. Ve yine gelenekselleşme
topluluk üyelerinin kendilerinden sonra gelecek
kuşakların eğitiminde önceki yıllarda yapılan
çalışmaların oluşmasını ve bunlardan faydalanmayı
sağlayan kurumsallaşma özelliğinin de bulunduğu
bir alan sağlar. Buraya kadar olumlu bir gelenekten
söz edebiliyoruz. Ancak geleneklerin bir fetiş
haline gelmesi, tüm bu olumlu yönlerin tam tersi
olumsuz yöne evrilmesi de mümkündür. Bunu gelenekselliğin
bir tezahürü gibi gösterilen şenlikler örneğinden
yola çıkarak anlatmaya çalışacağım.
1. Şenliği düzenleyenlerin şenliği ne için düzenlediklerini
unutup onu bir iş olarak görmesi. Yani işin öznesiyken
işin nesnesi haline gelmek. Yabancılaşmak en kaçınılması
gereken noktadır.
2. İlkelerde ısrar. Şenliğin
çıkış zamanındaki koşullar ile günümüz koşulları
arasında bağ kurmaktan kaçmak ve geleneğin arkasına
sığınarak sorunları görmezden gelmek.
3. Başarısızlığın sebebini başka
ögelerde arama olarak ortaya çıkan dışarıya tepki.
Ve bu tepki sonucu oluşan marjinalleşme. Sürekli
reddetme, ilişkilerden kaçınma ve muhalefeti yine
her şeye rağmen yürütme.
İlk olarak aklımıza gelen bu üç sorun, yukarıda
belirtilen farklı örgütlenmelerin farklı şenliklerini
tanımlarken karşımıza çıkmıştı. Örgütlenmelerin
kendi doğasından kaynaklanan koşullar arasından
bir paylaştırmaya gitmek mümkün. Ama önemli olan
paylaştırmadan ziyade bu maddelerin herbirinin
içine ne kadar diğerlerinden karıştığıdır. Yani
maddelerin muğlaklığı, kavramların birbirine geçtiği,
karıştığı bir belirsizlik ortamının oluşumu.
Bunu şenliklerde oyunlardan sonra yapılan tartışma
zemininin oluşması örneğinden yola çıkarak somutlamaya
çalışacağım. Çok basit olarak yıl içerisinde birbirini
görmeyen toplulukların şenlikte biraraya gelmesi
sonucu, birbirlerini tanımaya yönelik ve sergilenen
oyun üzerine sohbetler geliştirmesi gayet doğaldır.
Ve şenlik içerisinde bunu genele yayma isteği
sonucu oyun sonrası için vakit ayırmak da tercih
olarak seçilebilir. Ancak zamanla bu zemin, anlamını
yitirmiş ve oynayanlarla izleyenler arasında bir
arenanın oluşmasına yol açmıştır: Boğaların ve
matadorların çekiştiği, birbirlerini öldürmek
üzere kurdukları arenada birbirini yiyenler...
Bilgi yarıştırıp diğer grubu alt etmeye çalışanlar...
'Deha' içeren sorulara 'deha' cevap verebilenlerin
bu seneyi atlatmanın coşkusu içerisinde turneden
memleketlerine geri dönmeleri...
Tüm bunlar iyi niyetle başlayan bir organizasyonun
nasıl bir iktidar alanına dönüşerek bir alternatif
olamadığını bizlere göstermektedir. Başka bir
örnek şenlik sonrası eleştirilerin zorunluluğu
noktasında ortaya çıkmıştır (Yine somut bir örnekten
yola çıkılmıştır). Söyleşi modelinin yıl içinde
birbirinden habersiz topluluklar arası işe yarar
niteliğinden bahsetmiştik. Söyleşinin formatı
ayrı bir tartışmadır. Fakat zaten her hafta biraraya
gelen toplulukların oyun sonrası söyleşmesi garip
bir durum yaratmakla beraber bu davranış biçiminde
şekillenen söyleşi formunu, şenliğin kendisinden
geldiğini ve yapacak başka bir şeyin olmadığı
konusunu daha vahim yapmaktadır. Şenliklere göre
değişen form yerine ilişkilere göre değişen bir
form olmalıdır. Geleneğin içi boşaltılarak onu
değişmez, tarihdışı bir konuma sokmak geleneği
gerçekleştirenlerin bir yanılmasıdır. Gelenek
bunları reddetmeden de oluşabilir. Tarihsel bir
perspektif ve çözümlemeyle bir gelenek esnek kılınabilir.