• Anasayfa
  • Hakkında
  • Topluluklar
  • Arşiv
  • Linkler
  • İletişim

Şenlik • Gelenek • Fetiş...
Emrah Yaralı/ Karıncalar Tiyatro Topluluğu/ EAK


İstanbul Amatör Tiyatro Günleri (İATG), İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu (İATP) tarafından düzenlenen bir şenliktir: Platform içinde bulunan tüm tiyatro gruplarının sahiplendiği, düzenlediği bir şenlik. Şenliğin alternatif karakteri hiç şüphesiz ki ilkeli, planlı ve dayanışmacı bir yapıyı hedeflemesinden kaynaklanır. Bu da platformun bir perspektifi haiz olduğunu gösterir. Bu haliyle şenlik salt bir sonuç olarak ele alınamaz. Hedefleri düşünüldüğünde, şenlik, platformun hedeflerinin hayata geçirilmiş bir pratiğinden ibarettir.

Hal böyleyken; ilke, plan ve dayanışma arayışlarının bir türlü dengeyi bulamaması, sorunları yaratan ana unsur olarak görünebilir. Fakat yine de en temel problem buradan değil, Alternatif bir Şenliğin içeriğinin kayma tehlikesinden doğar. Hatta bu, en genel anlamıyla muhalif, amatör, alternatif olma/kalma sorunudur. Bu tespit İATG özelinden yola çıkmakla beraber, salt ona endekslenemeyecek bir yerde olduğu için, yazıyı genel bir alternatif örgütlenme sorunu üzerinden ele almayı düşündüm. Şenliğin amacının tanımı pek çok sebep sıralanarak yapılabilir. Ve böylece şenliklerin nereye tekabül ettiğini ve evrildiğini görebiliriz sanıyorum. Ama ben yine de belli başlı olanları fazla çeşitlendirmeden maddeleştirerek ele alacağım. Bu yöntemin indirgemeci bir formu olduğu söylenebilir ama çeşitliliğin fazlalığı, değinmek istediğim alanın mahiyetini dağıtabilir endişesindeyim.

İlk olarak Şenlik ihtiyacının nereden ve nasıl kaynaklandığına bir göz atalım.

1. Şenlik yapalım para kazanalım. Son zamanlarda artan ve bir trend olarak piyasaya hakim olan bir anlayış. Hedefi tamamen piyasanın kaymağını almaya yönelik olan bu ticari anlayış, kültür ve sanat faaliyetlerini metalaştıran bir endüstriyi oluşturmuş durumda. Ve bu anlayışın sponsorlarla büyük maddi gelirler getirdiği ve artık bir kalem olarak gözüken ama sadece bundan ibaret olmayan kültürel deformasyona da yol açan, açmasıyla bağımlılığı anında oluşturan eşitsiz -ister istemez- bir sözleşmenin oluşturulması ile birçok alana gidebilecek sadece ekonomik olmayan ve bence reddedilmesi gereken bir anlayış.

2. Dostlar alışverişte görsün ya da şenlik de yapalım şenliklenelim yaklaşımı. Daha çok üniversite çevresinde oluşturulan bahar şenlikleri çerçevesinde “Tiyatro da olsun, sanatın her faaliyetini üniversitemizde görelim” anlayışı. ODTÜ sendromu olarak da niteleyebileceğimiz bu hastalık daha çok okullar arası rekabet şeklinde oluşur. Yani tiyatroya kayıtsız bakış açısı: “Olsa da olur olmasa da, ama 'prestij' de önemli tabi.” Bu anlayışın kimi öğrenci çevrelerinde de benimsenmesi üzücüdür ama önemli bir çevrenin de bu şenlikleri bir potansiyel olarak görüp çabalaması kayda değer derecededir.

3. Gelenek oluşturma ve geleneğin işe dönüşmesi. Bazı topluluklar belli kurumlar dahilinde kurulurlar. Ve bu kurumlara karşı meşruiyetleri, yaptıkları faaliyetlerle artar/azalır. Şenlik de genel anlamda bu alana tekabül eder. Yönetime karşı tiyatro kulübünün/kolunun gelenek oluşturma zorunluluğu 1. Geleneksel’e kadar varan ironik bir hale gelmiştir. Her şeye rağmen bir çok badireler atlatmış, amacı bir zorunluluktan doğan ve belli bir misyonu sahiplenen topluluklar, kendilerine ait bir gelenek oluşturarak bu alandan önemli kazanımlarla çıkmıştır. Ancak gelenek oluşturmayı bir sonuç olarak görmek mümkün mü? Yazının devamında tartışılacak konu da budur.

4. Birlikteliğin ve dayanışmanın bir ürünü olan şenlik: Alternatif Şenlik. Alternatif şenlik de kendi içinde bölümlere, şenlik yapan arkadaşlara muhalif olma ile sisteme muhalif olma arasında gayet açık, pek de ince olmayan bir hatla ayrılabilir. Neyse ki sadece sisteme muhalif olgulardan söz edeceğiz. Aslında bu son madde diğerlerinden farklıdır. Çünkü şenlik burada bir diploma töreni/sene sonu etkinliği gibi görülmez. Bir ihtiyaçtan doğar, şekillenir, birliktelik ve dayanışmayla büyür; Şenliğin yıl içerisinde hedeflenen noktaya varması arzulanır. Yoksa “şartlar ne olursa olsun biz bu şenliği yapalım” ya da “artık bir geleneğimiz var ve şenliği yapmak durumundayız” gibi söylemler artık miyadını doldurmuş ve şenliği bir iş haline getirmiş, hiç de alternatif olmayan tercihlerdir.

Bu sıralandırmayı çoğaltmak ve her bir maddeyi genişletmek mümkün ama asıl belirtmek istediğim nokta ilk madde hariç, birbirinden ayrı gibi duran diğer tüm maddelerin ne kadar birbirinin içinde/dışında olabileceğini gösterebilmek.

Günümüzdeki belli başlı şenliklere bir bakalım: ODTÜ Şenliği, Samsun 19 Mayıs Şenliği, Ege Şenliği, Boğaziçi Amatör Tiyatrolar Şenliği, Gençlik Günleri, Koç Üniversitesi Şenliği ve İATG.

Sıraladığımız bu şenliklere baktığımızda son dönemde birbirinden farklı gibi gözüken ama birbirinden bazı ayrıntılarla farklılaştırılmış bir tablo ortaya çıkıyor. İşte bu tablo amacımızı ortaya çıkaran en önemli tablo. Bunlardan ODTÜ, Boğaziçi ve İATG’yi konjonktürel olarak ilk cesur adımlar olarak sayabiliriz. Çünkü tabandan gelen bir ihtiyaç doğrultusunda tiyatro şenliğini bir örgütlenme, mücadele ve dayanışma alanı olarak tarif etmişlerdir. Ve bunlar dönemleri itibariyle küçümsenecek olaylar değildirler. Doğal gelişimi doğrultusunda ilerlemiş ve giderek birer mevzi haline dönüşmüşlerdir. Bu özellikleri onlara sağlayan unsurlardan bazılarını sıralayabiliriz:

1.Dağılan toplulukların tekrar biraraya gelebilecekleri mekanlar olmuşlardır.

2.Çeşitli nedenlerle kendilerine yer bulamayan birçok topluluğa sahnelerini açmışlardır.

3.Toplulukların oluşmasına ve gelişimine destek olmuşlardır.

4.Öğrenci kitlesine ve muhalif örgütlenmelere bir dinamik sağlamışlardır.

Kısacası alternatif kültürün bileşenlerinden biri haline gelmiş hatta bizzat uygulayıcılarından olmuşlardır. Bu temeldeki örgütlenmelerin birliktelikleri de süreklilikleri de önemlidir. Gelenekselleşme, burada kilit bir kavramdır. Yani bir olayın temelinin, alt yapısının olması, geçmişe, tarihe dayanması ve belli bir düşünce zemininde hareket alanı bulması gerekmektedir. Buna göre sürekliliğin önemli olduğunu belirtmekle beraber herşeye rağmen bir süreklilik hevesinin ileride yaşanabilecek sorunların bir başlangıcı olacağını düşünüyorum. Gelenek oluşturmak birçok grup için önemli bir tartışmadır. Herkesin isteyebileceği kendine özgü bir çalışma ve örgütlenme tarzı, bir okul-école yaratma isteğidir ve önemli bir taleptir. Ve alternatif olarak görülebilir. Çünkü topluluklar bu vasıtayla içe ve/veya dışarıya dönük kendine özgü, aidiyetlere dayalı bir kimlik oluşturur. Bu da topluluğun dışarıdan gelebilecek olumsuz etkilere önlem alma özelliğini bir refleks olarak ortaya çıkmasına neden olur. Ve yine gelenekselleşme topluluk üyelerinin kendilerinden sonra gelecek kuşakların eğitiminde önceki yıllarda yapılan çalışmaların oluşmasını ve bunlardan faydalanmayı sağlayan kurumsallaşma özelliğinin de bulunduğu bir alan sağlar. Buraya kadar olumlu bir gelenekten söz edebiliyoruz. Ancak geleneklerin bir fetiş haline gelmesi, tüm bu olumlu yönlerin tam tersi olumsuz yöne evrilmesi de mümkündür. Bunu gelenekselliğin bir tezahürü gibi gösterilen şenlikler örneğinden yola çıkarak anlatmaya çalışacağım.


1. Şenliği düzenleyenlerin şenliği ne için düzenlediklerini unutup onu bir iş olarak görmesi. Yani işin öznesiyken işin nesnesi haline gelmek. Yabancılaşmak en kaçınılması gereken noktadır.

2. İlkelerde ısrar. Şenliğin çıkış zamanındaki koşullar ile günümüz koşulları arasında bağ kurmaktan kaçmak ve geleneğin arkasına sığınarak sorunları görmezden gelmek.

3. Başarısızlığın sebebini başka ögelerde arama olarak ortaya çıkan dışarıya tepki. Ve bu tepki sonucu oluşan marjinalleşme. Sürekli reddetme, ilişkilerden kaçınma ve muhalefeti yine her şeye rağmen yürütme.

İlk olarak aklımıza gelen bu üç sorun, yukarıda belirtilen farklı örgütlenmelerin farklı şenliklerini tanımlarken karşımıza çıkmıştı. Örgütlenmelerin kendi doğasından kaynaklanan koşullar arasından bir paylaştırmaya gitmek mümkün. Ama önemli olan paylaştırmadan ziyade bu maddelerin herbirinin içine ne kadar diğerlerinden karıştığıdır. Yani maddelerin muğlaklığı, kavramların birbirine geçtiği, karıştığı bir belirsizlik ortamının oluşumu.

Bunu şenliklerde oyunlardan sonra yapılan tartışma zemininin oluşması örneğinden yola çıkarak somutlamaya çalışacağım. Çok basit olarak yıl içerisinde birbirini görmeyen toplulukların şenlikte biraraya gelmesi sonucu, birbirlerini tanımaya yönelik ve sergilenen oyun üzerine sohbetler geliştirmesi gayet doğaldır. Ve şenlik içerisinde bunu genele yayma isteği sonucu oyun sonrası için vakit ayırmak da tercih olarak seçilebilir. Ancak zamanla bu zemin, anlamını yitirmiş ve oynayanlarla izleyenler arasında bir arenanın oluşmasına yol açmıştır: Boğaların ve matadorların çekiştiği, birbirlerini öldürmek üzere kurdukları arenada birbirini yiyenler... Bilgi yarıştırıp diğer grubu alt etmeye çalışanlar... 'Deha' içeren sorulara 'deha' cevap verebilenlerin bu seneyi atlatmanın coşkusu içerisinde turneden memleketlerine geri dönmeleri...

Tüm bunlar iyi niyetle başlayan bir organizasyonun nasıl bir iktidar alanına dönüşerek bir alternatif olamadığını bizlere göstermektedir. Başka bir örnek şenlik sonrası eleştirilerin zorunluluğu noktasında ortaya çıkmıştır (Yine somut bir örnekten yola çıkılmıştır). Söyleşi modelinin yıl içinde birbirinden habersiz topluluklar arası işe yarar niteliğinden bahsetmiştik. Söyleşinin formatı ayrı bir tartışmadır. Fakat zaten her hafta biraraya gelen toplulukların oyun sonrası söyleşmesi garip bir durum yaratmakla beraber bu davranış biçiminde şekillenen söyleşi formunu, şenliğin kendisinden geldiğini ve yapacak başka bir şeyin olmadığı konusunu daha vahim yapmaktadır. Şenliklere göre değişen form yerine ilişkilere göre değişen bir form olmalıdır. Geleneğin içi boşaltılarak onu değişmez, tarihdışı bir konuma sokmak geleneği gerçekleştirenlerin bir yanılmasıdır. Gelenek bunları reddetmeden de oluşabilir. Tarihsel bir perspektif ve çözümlemeyle bir gelenek esnek kılınabilir.

Sorunların tespiti bizim için yeni alanların yaratılmasına, yeni yeni çözümlerin üretilmesini sağlayan bir noktada durursa esnek yapılanmış, kolektif, dayanışmacı bir örgütlenmenin ilk adımlarını atmış oluruz. Buna göre İATP böyle bir dayanışmanın ürünü olarak ortaya çıkmış ve gerek geleneklerden gerek geçmiş hatalardan ders alınarak somut sorunlar çerçevesinde oluşturulan ortak ilkeler temelinde örgütlenmiştir. İATP, Alternatif bir örgütlenme hedefinde ısrarcı olmalıdır derken herşeye rağmen yapılan işlerden kaçınmalıdır.