• Anasayfa
  • Hakkında
  • Topluluklar
  • Arşiv
  • Linkler
  • İletişim

İATG 2002 ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Fırat Güllü/Tiyatro Boğaziçi


İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu (İATP) dahilindeki grupların kolektif olarak düzenledikleri İstanbul Amatör Tiyatro Günleri (İATG) 4-13 Mayıs 2002 tarihleri arasında gerçeleştirildi. Bu yılki İATG'de 7 salonda (Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu, İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi Sahnesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Oğuz Atay Sahnesi, İstanbul İktisat Sahnesi Dionysos Salonu, İstanbul Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu Sahnesi, Sarıyer Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Salonu) toplam 14 oyun sergilendi. Oyunları toplam 2000 civarında seyirci izledi. Elbette ki ilk bakışta bu rakamlar bu türden bir alternatif tiyatro şenliği için oldukça iyidir diyebiliriz. Ancak yine İATP türünden alternatif olduğunu iddia eden bir yapı sadece sayılar üzerinden konuşmakla yetinmemeli, orta ve uzun vadeli perspektifleri açısından anlamlı değerlendirmeler üretmeyi başarabilmelidir. İşte bu amaçla İATP grupları gündemlerini uzun bir süredir İATG 2002 merkezli tartışmalara ayırmışlardır. Bu tartışmalardan çıkan sonuçlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

i) Bu yılki İATG'nin en önemli gündemlerinden birisi İATP gruplarının belki de bu düzeyde ilk kez karşılaştığı yasaklamalar oldu. Aslında somut konuşmak gerekirse bu yasaklamalar tek bir grubun, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nın salonundaki etkinliklerde yaşandı. Başlangıçta teknik nedenlere dayandırılmak istenen bu yasaklama kararının kısa sürede -biraz da okul yönetiminin beceriksiz tavırları sayesinde- gerçekte etkinliğin içeriğine yönelik olduğu anlaşıldı: Önce Eğitim-sen İstanbul Oyuncuları'nın "Dersimiz Savaş" adlı oyununun yasaklamak isteyen okul idaresi daha sonra o haftasonu içinde sahne alacak olan tüm etkinlikleri yasaklama kararı aldı. Bu durum gerek İATP gerekse Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları açısından -olumsuz anlamda- bir ilkti.

Ama yine de içinde bulunduğumuz tiyatro ortamında faaliyet gösteren amatör/alternatif grupların yaşadıklarına şöyle bir bakarsak bu durumun aslında çok da yeni ya da şaşırtıcı bir yanı olmaması gerektiğini söyleyebiliriz. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki tiyatro alanında özellikle politik grupların yaşadığı sorunlar zaten ilk kurulduğu günden beri İATP'nin gündemindeydi: Geçtiğimiz yıl İATP ile daha organik ilişkiler içerisinde olan politik eğilimli çeşitli kültür merkezleri, örneğin MKM, bu tür yasaklamalar nedeniyle tiyatro faaliyetlerini yürütemeyecek duruma geldiklerini zaten İATP gündemine taşımışlardı. Yaşanan olayın ‘yeniliği’ ve ‘şaşırtıcılığı’ daha çok şu durumdan kaynaklanıyordu: Artık Boğaziçi Üniversitesi gibi ‘liberal’ geçinen bir öğretim kurumunda da bu türden sanatsal yasaklamalar yaşanabilecekti ve yasaklamalar önümüzdeki yıllarda çok daha fazla grubu tehdit eder hale gelebilecekti. Bu konudaki öngörüleri güçlendiren İATP dışı örneklerden de söz edebiliriz -örneğin aynı dönemde Kadıköy Anadolu Lisesi'nde, Kabataş Lisesi'nde yaşanan başka yasaklamalar…

Bu noktada tartışılması gereken meslelerden bir tanesi bu ‘şok’ gelişmeler karşısında İATP içerisinde üretilen tavırların ne olduğu yolundadır. Bu konuda İATP'nin çok hızlı karar verebildiğini, etkinliklerini her şeye rağmen sürdürebilme esnekliğini gösterebildiğini görüyoruz. Yasaklanan etkinler çok kısa sürede farklı sahnelere taşınabilmiş ve İATG etkinliklerinin tamamlanması sağlanabilmiştir. Bu İATP'nin taşıdığı potansiyel gücün açığa çıkması açısından önemli bir kazanım olmuştur. Bu durum karşısında elde edilen kazanım bununla da sınırlı kalmamıştır. Yasaklamanın ana nedenlerinden birisi olduğu anlaşılan Eğitim-sen İstanbul Oyuncuları'nın sergilediği ‘Dersimiz Savaş’ adlı oyunun, belirli bir kamuoyu baskısı oluşturularak sonraki bir tarihte Boğaziçi Üniversitesi'nde sergilenmesi de sağlanmıştır.

Konunun diğer boyutu ise geleceğe yönelik politikalarla ilişkilidir. Son dönemde daha sık karşılaşılmaya başlanan bu türden durumlar bir yana, eğer TOBAV'ın oluşturmaya çalıştığı tüm üniversiteleri kapsayacak bürokratik yapılanma hayata geçerse, o zaman üniversite tiyatrolarının kontrol altına alınması yolunda çok daha ciddi girişimlerle karşı karşıya kalınacağı unutulmamalıdır. Bütün bunlar birleştiğinde İATP gruplarının her türlü sanatsal yasaklama ve baskılara karşı daha aktif politikalar geliştirmek durumunda kalacağı ortadadır.

ii) İATG 2002 üzerine yürütülen tartışmaların diğer bir boyutu bu yıl katılım sorununun önceki yıllara oranla çok daha belirgin olmasıyla ilgiliydi. Yine tartışmalar sonucunda ortaya çıktığı gibi, bunun başlıca nedeni grupların bu yılki programlarının oldukça yüklü olmasıydı. Amatör/alternatif tiyatro gruplarının seyirciye ulaşmada yaşadığı zorluklar gözönüne alınırsa, bu grupların belirli bir seyirci potansiyeline sahip organizasyonlara katılmasının önemi anlaşlacaktır. Örneğin İstanbul'da faaliyet gösteren bir üniversite tiyatrosu için, ODTÜ'nün yada Ege Üniversitesi'nin düzenlediği tiyatro şenliğe katılmak, Ankara'lı ya da İzmir'li seyirciye ulaşmanın belki de tek yoludur; Gençlik Günleri ve Boğaziçi Amatör Tiyatro Şenliği yoluyla ulaşılan seyirciye başka bir organizasyon yoluyla ulaşmak o kadar da kolay değildir. Ek olarak, son dönemlerde bu türden organizasyonların sayısının artması gibi bir gerçeklik de yaşanmaktadır. Örneğin üniversiteler tarafından düzenlenen bu türden şenliklere bu sene bir yenisi daha eklenmiştir: Koç Üniversitesi Tiyatro Şenliği.

Tüm bu gelişmeler bütünüyle alternatif bir şenlik görüntüsündeki İATG'nin yıllık takvim içerisinde belirli bir döneme hapsolmasına ve çeşitli tiyatro organizasyonlarına katılan ya da katılma hazırlıkları yapan grupların yoğun programları nedeniyle birbirlerinin oyunlarına ilgi örgütleyememelerine neden olmaktadır. Oysa ki İATG'nin tüm bu şenliklerden ve benzerlerinden ayrıldığı en önemli nokta, bütünüyle bizzat İATP gruplarına yönelik bir organizasyon olmasından kaynaklanmaktadır. Elbette ki İATG'deki oyunları dışarıdan gelecek seyirciye izletmek, hatta bu anlamda seyirci örgütlenmesi yapmak İATP'nin öneminin farkında olduğu bir faaliyettir. Ama gerek ATÇ'nin son dönemlerinde, gerekse İATP'nin kuruluşundan itibaren İATG aslolarak İATP gruplarının birbirlerini izledikleri ve ardından pratikler üzerinden birbirleriyle tartışmaya başladıkları bir süreç olarak anlamlandırılmaktadır. Hatta geçtiğimiz yıl bu tartışmaların yazılı olarak yapılması sağlanmış ve İATP bülten bu sayede çıkabilmiştir. Daha açık konuşmak gerekirse İATG bir yıl içerisinde bütün grupların bir kez buluşup oyunlarını oynadıkları bir şenlik olmaktan ziyade, bütün yıl düzenli olarak biraraya gelen grupların birlikte organize ettikleri ve yoğun katılım sağladıkları kolektif bir şenliktir. Yukarıda sözü edilen durumlar sonucunda grupların İATG'ye katılımının azalması, onun bu alternatif yönünün aşınması anlamına gelecek ve sonuçta bir çok grubun halihazırda tiyatro şenlikleri düzenledikleri böyle bir ortamda hiçbir alternatifliği olmayan bir İATG düzenlemek anlamsızlaşacaktır.

İATG sonrasında yapılan tartışmalarda bu sorunlara karşı alınması gereken önlemler üzerine de konuşuldu. Öncelikle tüm gruplar, İATG'nin ortak bir paylaşım ve tartışma ortamı yaratması yolundaki önemli misyonunu devam ettirmesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Sözü edilen katılım sorununun aşılması için etkinliklerin çok daha önceki bir dönemden itibaren takvime bağlanması ve her grubun birbirinin etkinliğinden daha ayrıntılı haberdar olması gibi bir önlem alınması kararlaştırıldı. Böylece grupların birbirlerinin ürünlerini şenlik öncesi ve sonrası dönemlerde de izlemesi mümkün olabilecektir. Ek olarak hafta içi günlerde yapılan etkinliklerde sadece üniversitelilerin değil çalışanların katılımının sağlanması için gerekli önlemlerin alınması konusunda ortak bir irade oluştu. Bu nedenle Şenlik Komitesi'nin çok daha geniş katılıma açık olması kararlaştırılmıştır. Tüm bu önlemlerin ötesinde önümüzdeki yıl grupların birbirlerine karşı örgütleyecekleri ilginin gerek İATG'nin gerekse İATP'nin devamlılığı açısından temel faktör olacağının tüm gruplar farkındadırlar.

iii) Önümüzdeki yıl çok daha ileri düzeye taşınması düşünülen bir başka boyutta İATG'nin kolektifliğine yapılan vurgudur. İATG bir anlamda, İATP gruplarının temsilciler dışında kalan üyelerinin birbirleriyle karşılaştıkları en önemli alan olarak tanımlanabilir. Böylesi bir örgütlenmenin ilk bakışta biçimsel görünebilecek kimi niteliklerinin, bu karşılaşmanın daha verimli geçmesinde önemli bir rolü olduğu yadsınamaz. Örneğin İATG'nin altyapısını sağlayan üniversiteli gruplar, oyunların sergilenmesi aşamasında ortaya çıkan pratik işlerin tümünü kendi üzerlerine alarak şenliğin tüm yükünü sırtlanmaktadırlar. Kolektifliğe yapılacak vurguyu arttırmak için önümüzdeki yıllarda şenliğin pratik işlerinin de çeşitli gruplardan insanların görev aldığı ortak bir komite tarafından halledilmesinin uygun olacağı düşünüldü. Yukarıda sözü edilen düşük katılım ve birbirine karşı ilgi örgütleyememe sorunlarının aşılmasında, hem organizasyon hem de işleyiş açısından olabildiğince geniş bir katılım sağlanmasının olumlu katkılar sağlayacağı grupların ortak eğilimi olarak belirdi.


Tüm bu tartışmaların ortaya çıkardığı sonuç kısaca şu olmuştur: İATP grupları İATG 2003'ü, ilkesel tavizlerin verilmesine ve şenliğin alternetif niteliklerinin aşınmasına izin vermeden, bu yılki tartışmalardan çıkarılan sonuçları dikkate alarak gerçekleştirme yolunda bir irade örgütlemekte kararlıdırlar.